Tövbe ve İstiğfar Nedir? Tövbe ve İstiğfar ile İlgili Hadisler

Tövbe Tevbe ve istiğfar ne demektir? Tövbe ve istiğfar etmenin fazileti ve verimleri nelerdir? Tövbe ve istiğfâr ile ilgili hadisler…

Tövbe Tevbe ve İstiğfârla ilgili hadisler ve hadislerin açıklaması…

1. İbni Ömer ’den r.a rivâyet edildiğine göre Resûlullah şöyle emretmiştir:

“Ey insanlar! Allah ’a tövbe ediniz. Zira ben O ’na günde surat kere tövbe ediyorum.” Müslim, Zikir, 42. Ayrıca bkz. Ebû Dâvûd, Vitir, 26; İbni Mâce, Edeb, 57

2. Ebû Mûsâ el-Eş ’arî ’den r.a. rivâyet edildiğine göre Nebiyy-i Ekrem şöyle emretmiştir:

“Allah Teâlâ gündüz günah işleyenin tövbesini kabul etmek için geceleyin elini açar. Geceleyin günah işleyenin tövbesini kabul etmek için de gündüz elini açar. Güneş battığı yerden doğuncaya kadar bu böyle devam edip gider.” Müslim, Tevbe, 31; Ahmed, IV, 395, 404

3. Ebû Hüreyre ’den r.a. rivâyet edildiğine göre Resûlullah şöyle emretmiştir:

“Kim, güneş battığı yerden doğmadan evvel tövbe ederse, Allah onun tövbesini kabul eder.” Müslim, Zikir, 43

4. İbni Ömer ’den r.a. rivâyet edildiğine göre Nebiyy-i Ekrem şöyle emretmiştir:

“Bir kul can çekişmeye başlamadığı sürece, Allah Teâlâ onun tövbesini kabul eder.” Tirmizî, Deavât, 98/3537. Ayrıca bkz. İbni Mâce, Zühd, 30

5. İbni Abbâs r.a. der ki: Resûlullah şöyle emretti:

“Bir kimse istiğfârı dilinden düşürmezse, Allah Teâlâ ona her darlıktan bir çıkış, her yeisten bir kurtuluş yolu lûtfeder ve ona ummadığı yerden rızık verir.” Ebû Dâvûd, Vitir, 26/1518; İbni Mâce, Edeb, 57. Ayrıca bkz. Ahmed, I, 248; Hâkim, IV, 291/7677

6. Ebû Mûsâ r.a. der ki: Resûlullah şöyle emretti:

“Allah Teâlâ ümmetim için bana iki emân indirdi:

«Sen aralarında olduğun zamanca Allah onlara umumî bir cefa vermeyecektir. Onlar istiğfara devam ettiği zamanca, Allah onlara cefa etmeyecektir.» Enfâl 8/33

Ben aralarından ufaladığımda, Allah ’ın azâbını önleyecek ikinci emân olan istiğfârı kıyâmete kadar aralarına vazgeçiyorum.” Tirmizi, Tefsir, 8/3082

7. Abdullah bin Büsr ’den r.a rivâyet edildiğine göre Nebiyy-i Ekrem şöyle emretmiştir:

“Kıyâmet günü amel defterinde çokça istiğfâr bulan kimselere müjdeler olsun!” İbni Mâce, Edeb, 57

8. Şeddâd bin Evs Hazretlerinden rivâyet edildiğine göre Nebiyy-i Ek-rem şöyle emretmiştir:

“İstiğfârın efendisi ve en üstünü şöyle demendir:

«Allah ’ım! Sen benim Rabbimsin. Senden başka ibadete lâyık hiçbir ilâh yoktur. Beni sen yarattın. Ben senin kulunum. Ezelde sana verdiğim sözümde ve vaadimde hâlâ eforum yettiğince durmaktayım. İşlediğim yanılgıların şerrinden sana sığınırım. Bana lûtfettiğin nîmetleri yüce huzûrunda minnetle anar, günahımı îtirâf ederim. Beni bağışla, kuşku yok ki günahları senden başka bağışlayacak kimse yoktur.»”

Resûlullah sözlerine şöyle devam etti:

“Her kim, bu Seyyidü ’l-İstiğfârı sevâbına ve faziletine tam kalbiyle inanarak gündüz okur da o gün akşam olmadan can verirse, o cennet ehlindendir. Yine her kim, sevâbına ve faziletine gönülden inanarak gece okur da sabah olmadan can verirse, o kişi de cennet ehlindendir.” Buhârî, Deavât, 2, 16. Ayrıca bkz. Ebû Dâvûd, Edeb, 100-101; Nesâî, İstiâze, 57/5519; Tirmizî, Deavât, 15/3393

ALLAHA TÖVBE EDİN

İnsan için günahsızlık söz mevzusu değildir. Bilerek veya bilmeyerek hatâ yapması ve günaha düşmesi olasıdır. Ancak o vaziyette kalması hiçbir zaman tasvîb edilemez. Uslu bir mü ’minin, hemen kusurunu kabul ve îtirâf ederek günahtan surat çevirip Allah ’a yönelmesi îcâb eder. Nitekim Resûlullah:

“Her insan hatâ yapabilir. Fakat hatâ yapanların en hayırlısı çokça tövbe edenlerdir” emretmiştir. Tirmizî, Kıyâmet, 49/2499; İbni Mâce, Zühd, 30

Cenâb-ı Hak kullarının tövbeye sarılmalarını arzu ettiğinden şöyle emreder:

“Hepiniz Allah ’a tövbe edin ey mü ’minler, ki felâha erebilesiniz!” Nûr 24/31

“Ey iman edenler! Allah ’a samimiyetle tövbe edin!” Tahrîm 66/8

PEYGAMBERİMİZ NEDEN HER GÜN TÖVBE ETMİŞTİR?

Allah Resûlü de Cenâb-ı Hakk ’ın bu emr-i ilâhîsine herkesten evvel kendisi itaat etmiş, her gün defâlarca tövbe ve istiğfârda bulunmuştur. Bunu günahları olduğu için değil, Allah ’ın emrine itaat etmek, O ’nu zikretmek ve ümmetine misal olarak nasıl tövbe ve istiğfârda bulunmaları gerektiğini göstermek için yapmıştır. Yüce Rabbimize karşı acziyetini îtirâf ederek büyük bir tevâzu ile derin bir kulluk şuuruna bürünmeyi canına minnet bilmiştir. Bu hâlini birinci hadisimizde ümmetine de tavsiye ederek “Ey insanlar, Allah ’a tövbe edin! Ben O ’na günde surat defâ tövbe ediyorum” emretmiştir.

Buradaki “surat” sayıyı, tövbe ve istiğfârı belli bir rakamla hudutlandırmak için değil, çokça yapılması gerektiğini ifade etmek içindir. Zira Peygamber Efendimiz ’in yalnızca bir mecliste surat defâ istiğfâr ettiği olurdu. İbni Ömer r.a. şöyle der:

“Biz, Resûlullah Efendimiz ’in bir mecliste surat kere:

«Allah ’ım! Beni bağışla ve tövbemi kabul emret! Zira sen tövbeleri çok kabûl eden ve çok acıma edensin» dediğini sayardık.” Ebû Dâvûd, Vitir, 26/1516; Tirmizî, Deavât, 38/3434

İnsan ne kadar eforu yeterse o kadar tövbe etmelidir. Zira bu hâl kulu Cenâb-ı Hakk ’ın rızâsına eriştirmektedir.

Âyet-i kerimede şöyle emredilir:

“Şüphesiz Allah, çok tövbe eden ve çok temizlenenleri hoşlanır.” Bakara 2/222

Kulunun tövbe etmesine Cenâb-ı Hakk ’ın ne kadar sevindiğini kavramamıza dayanakçı olan şu hadis-i şerif, her insanı vakit kaybetmeden tövbeye sevketmelidir:

“Herhangi birinizin tövbe etmesinden dolayı Allah Teâlâ ’nın dinlediği memnunluk, ıssız çölde giderken üzerindeki yiyecek ve içeceğiyle birlikte devesini elinden kaçıran, arayıp taramaları fayda vermeyince ümîdini büsbütün kaybederek bir ağacın gölgesine uyuyup vefatı beklemeye başlayan, derken yanına devesinin geldiğini görüp hemen yularına yapışan ve fazla derecedeki sevincinden ne dediğini bilmeyerek:

«–Allah ’ım! Sen benim kulumsun, ben de senin Rabbinim!» diyen kimsenin sevincinden çok daha fazladır.” Müslim, Tevbe, 7; Tirmizî, Kıyâmet, 49; Deavât, 99

Issız bir çölde her şeyini kaybederek çaresizlik içinde aç susuz vefatı beklerken, tam eşyası başının ucuna gelen kimsenin sevinci üzerinde başka bir sevinç tasavvur edilebilir mi?! İşte Cenâb-ı Hak, günah çöllerinde kaybolarak helâke doğru çekilen kulunun, geri dönerek sâhil-i selâmete çıkması sebebiyle, bundan çok daha fazla sevinmektedir. Demek ki O, kulunu bu kadar çok sevmektedir.

TÖVBEYİ GECİKTİRMEYİN!

İkinci hadisimizde tövbeyi geciktirmemek gerektiği ve Allah ’ın her zaman tövbeleri kabul ettiği anlatılmaktadır. Cenâb-ı Hak, yanılgı yapan kulunun hemen bunu fark ederek kusurundan dönmesini bekler. Gündüz günah işleyenin, üzerinden bir gün bile geçmeden hemen gece tövbe etmesini arzu eder. Gece günah işleyenin de hemen gündüzünde tövbeye sarılmasını ister. Kur ’ân-ı Kerim ’de, tövbede çabuk eden kullarından methiyeyle bahsederek şöyle emreder:

“Onlar, bir makûsluk yaptıkları veya kendilerine zulmettikleri zaman ufak büyük herhangi bir günah işlediklerinde, Allah ’ı andırıp günahlarından dolayı hemen tövbe ve istiğfâr ederler. Zâten günahları Allah ’tan başka kim bağışlayabilir ki! Bir de onlar işledikleri günahta bile bile ısrâr etmezler.” Âl-i İmrân 3/135

Âyet-i kerimeden anlaşılan diğer bir husus da şudur: Günahları yalnızca Allah Teâlâ bağışlayabilir. Günahlar Allah ’a karşı itaatsizlik mânâsı taşıdığından, ona verilecek cezayı Allah ’tan başka hiç kimse bağışlayamaz. Bkz. Âl-i İmrân 3/129, 135; A ’râf 7/149

Her zaman tövbe ve istiğfârda bulunmak muhtemel olmakla birlikte, bu hususta seher vakitlerinin ayrı bir yeri vardır. Tövbe ve istiğfârın sabaha karşı yapılmasının daha hoş olduğuna dâir âyet ve hadislerde işaretler bulunmaktadır.

Allah ’ın rızâsı, cennet ve nimetlerinin; seherlerde istiğfâr eden takvâ sahibi kullara âit olduğu bildirilir. Âl-i İmrân 3/15-17

Diğer bir âyet-i kerimede de:

“O müttakîler, geceleri pek az yatarlar, seher vakitlerinde de istiğfâra devam ederler” emredilir. Zâriyât 51/17-18

Bu nedenle selef-i sâlihîn arasında seher ve fecir vakti, “İstiğfâr ve dua vakti” olarak bilinir ve ona göre îtinâ gösterilir. Heysemî, VII, 47; Mubârekfûrî, Tuhfetü ’l-ahvezî, II, 473-474; İbni Hacer, Telhîsu ’l-habîr, IV, 206

TÖVBE KAPISI NE ZAMANA KADAR AÇIK?

Üçüncü hadisimizde ifade edildiğine göre Cenâb-ı Hak, kıyâmetin büyük alâmetlerinden olan “Güneş ’in batıdan doğuşu”na kadar tövbeleri kabul etmeye devam eder. Güneş ’in batıdan doğduğunu gördükten sonra tövbe eden insanları ise bağışlamaz. Zira bu büyük hâdiseyi gördükten sonra Allah ’a inanmayan kimse kalmaz. Dolayısıyla imtihan da bitmiş olur. Gerçek mesele imtihan devam ederken tövbe edebilmektir.

Cenâb-ı Hak şöyle emreder:

“Rabbinin bazı alâmetleri geldiği gün, evvelden inanmayan veya imanıyla bir hayır kazanmayan kimseye artık imânı fayda vermez.” En ’âm 6/158

Allah Resûlü, batı taraflarında bulunan bir kapıdan bahsetmiş ve genişliğinin süvâri gidişiyle yetmiş sene olduğunu haber vermiştir.

Şamlı muhaddislerden Süfyân bin Uyeyne, bu kapıyı açıklayarak şöyle demiştir:

“Allah gökleri ve yeri yarattığı gün, bu kapıyı tövbe için sarih olarak yarattı. Güneş battığı yerden doğuncaya kadar o kapı kapanmayacaktır.” Tirmizî, Deavât, 98/3535; Tahâret, 71; Ayrıca bkz. Nesâî, Tahâret, 97, 113; İbni Mâce, Fiten, 32

Evet, “Tövbe Kapısı” kıyâmete kadar sarih kalacaktır, lâkin herkesin kıyâmete kadar hayata garantisi yoktur. Daha da önemlisi herkesin kıyâmeti kendi vefatıdır. Bu nedenle dördüncü hadisimizde canın boğaza gelmesi, sanki Gü-neş ’in batıdan doğmasına benzetilmiştir. Kişi öleceğini kesin bir şekilde kavrayınca tövbe etmesinin bir anlamı kalmayacak, bereketi de olmayacaktır.

Cenâb-ı Hak şöyle emreder:

“Makûsluk işlemeye devam eden, vefat gelip çatınca da «Artık tövbe ettim» diyen kimseler ile kâfir olarak ölenlerin tövbesi geçersizdir.” Nisâ 4/18

Eceli gelen kimseye zaman tanınmayacağı, vaktinin bir an bile geciktirilmeyeceği de birçok defâ Kur ’ân-ı Kerim ’de ifade edilmiştir. A ’râf 7/34; Yûnus 10/49; Hicr 15/5; Nahl 16/61; Mü ’minûn 23/43; Münâfikûn 63/11

Diğer taraftan insana tâyin edilen eceli Allah ’tan başka kimse bilemez. Tam insanların en fazla merak ettiği muammâ, vefat meleği ile ne zaman karşılaşacakları meselesidir. Umûmiyetle vefat onları âniden yakalar. Öyleyse tövbeyi aslâ geciktirmemelidir. Yapılan bir yanlışın ardından hemen tövbe ve istiğfâra sarılmalıdır. “Tövbemi bozmaktan korkuyorum. Onun için ileride tövbe ederim” şeklinde düşünmek çok yanlıştır. İnsan ne kadar tövbesini bozmuş da olsa yine tövbeye sarılmalıdır. Ancak bu hususta samîmî olmaya gayret etmelidir. Zira hem günah işleme niyeti taşıyıp hem de tövbe etmenin bir anlamı yoktur. İnsan her günahtan sonra, bir daha bozmamak niyetiyle tövbe etmelidir.

TÖVBENİN KABUL EDİLMESİNİN KOŞULLARI

Tövbenin kabul edilebilmesi için koşulan koşullar da bunu göstermektedir:

İşlenen günahı terk etmek. Onu yaptığına pişman olmak. Bir daha yapmamaya azmetmek. Kul hakkına girmişse, onu ödeyerek helalleşmek.

Bundan sonra nefsine mağlup olarak tekerrür günah işlerse, yapılacak iş yine samîmî bir şekilde tövbe ve istiğfâra yönelmektir. Zira Yüce Mevlâmız biz kullarına çok merhametlidir. O ’ndan ümîd kesilmez. O ’nun rahmetinden ancak kâfirler ümîd keser. Yûsuf 12/87

Cenâb-ı Hak, günah işleyerek kendilerine zulmeden kullarını çabuk tövbe etmeye dâvet ederek şöyle emrediyor:

“De ki: Ey nefislerine zulmetmekte fazla giden kullarım! Allah ’ın rahmetinden ümîdinizi kesmeyiniz! Zira Allah tam günahları bağışlar. Belirli ki O, Gafûr ve Rahîm ’dir. Onun için ümidinizi kesmeyin de başınıza cefa gelmeden evvel tövbe ile Rabbinize yönelin ve O ’na teslim olun. Yoksa takviye göremezsiniz.” Zümer 39/53-54

Allah ’ın rahmetinden ümit keserek serkeşlik yapmaya devam etmek veya azâbından emin olarak günaha aldırış etmemek doğru değildir. Mü ’min ne kadar günah işlerse işlesin fobi ve ümid arasında olmalı, Rabbinden surat çevirmemeli ve bir an evvel tövbeye yönelmelidir. Zira:

“Allah, küfürde ve günahta ısrar eden hiç kimseyi hoşlanmaz!..” Bakara 2/275-276

Cenâb-ı Hak vakti geçmeden hakkıyla tövbe edenleri affettiği gibi günahlarını da sevaba çevirmektedir.

Âyet-i kerimede bu gidişat şöyle müjdelenir:

“Ancak tövbe ve iman edip sâlih ameller işleyenler başkadır; Allah onların kötülüklerini iyiliklere çevirir. Allah çok affedicidir, engin acıma sahibidir.” Furkân 25/70

Ancak âyetten şu da anlaşılıyor ki, tövbe ve istiğfâr yalnızca dilde ve gönülde kalmamalı, salih amellerle tasdîk ve takviye edilmelidir. Zira günahlardan sonra yapılan salih ameller, günahların menfi tesirini ortadan kaldırmaya dayanakçı olur. Hûd 11/114

Nitekim Resûlullah, günahından tövbe etmek isteyen bir kişiye, annesine iyilikte bulunmasını tavsiye etmiştir. Annesinin hayatta olmadığını öğrenince de teyzenin anne makâmında olduğunu ifade ederek ona iyilikte bulunmasını söylemiştir. Tirmizî, Birr, 6; Ahmed, II, 13-14

Aynı şekilde, bazı gü¬nahlardan temizlemenin bir yolu olan keffâ¬ret de, fakirleri doyurup giydirmek, kur¬ban kesmek veya oruç yakalamak sûretiyle nefsi günah kirlerinden temizlemeyi amaçlar. Mâide 5/89, 95; Mücâdele 58/3-4

İSTİĞFAR FAKTÖRÜN ERDEMİ VE FAYDALARI

Beşinci hadisimizde, istiğfârı dilden düşürmemenin fazileti ve verimleri beyan edilmektedir.

Allah ’a çokça istiğfâr edildiği takdirde günahlar affedileceğinden, Cenâb-ı Hak temiz kullarına rahmetini sağanak hâlinde yağdırmaya başlayacak, onları her türlü kasvet, belâ ve musîbetlerden kurtaracak ve kendilerine bol bol nimetler ihsân edecektir.

Hz. Ömer devrinde kuraklık olmuştu. İnsanlar kıtlığa mâruz kaldılar. Halîfe ’ye yağmur duasına çıkmayı teklif ettiler. Herkes bir araya gelince Hz. Ömer yağmur duası yapmak üzere minbere çıktı. İstiğfar etmeye başladı. Yalnızca istiğfar ediyor, başka bir şey söylemiyordu. Bir süre böyle devam ettikten sonra minberden indi. Orada bulunanlar afallamışlık içinde:

“–Ey Mü ’minlerin Emîri, yağmur duası için çıktınız, lâkin hiç dua yaptığınızı dinlemedik. Yalnızca istiğfar edip indiniz?!” dediler. Hz. Ömer:

“–İstediğiniz rahmeti, kendisiyle yağmurun indirildiği semâ anahtarlarıyla taleb ettim” emretti ve sözşana delil olarak şu âyet-i kerimeleri getirdi:

“Dedim ki: Rabbinize istiğfâr edin/affedilme dileyin; zira O çok affedicidir. İstiğfâr edin ki üzerinize gökten bol bol yağmur indirsin, mülklerinizi ve oğullarınızı arttırsın, size bahçeler ihsan etsin, sizin için nehirler akıtsın.” Nûh 71/10-12

“Hûd -aleyhisselam- der ki: Ey kavmim! Rabbinize istiğfâr edin; sonra da O ’na tövbe edin ki, üzerinize semâyı yağmuru bol bol göndersin ve kuvvetinize kuvvet katsın. Günah işleyerek Allah ’tan surat çevirmeyin!” Hûd 11/52

“Şuayb -aleyhisselam- şöyle der: Rabbinize istiğfâr edin; sonra tövbe edip O ’na yönelin. Belirli ki Rabbim çok merhametlidir, mü ’minleri çok hoşlanır.” Hûd 11/90

Âyetleri okuyan Hz. Ömer, sözşöhreti şöyle bağladı:

“–O hâlde Rabbinizden hatâlarınızı ve günahlarınızı affetmesini isteyin, samîmî bir şekilde tövbe edin ve Allah ’a yönelin!” Beyhakî, es-Sünenü ’l-kübrâ, III, 351-351

Demek ki günahları vazgeçerek Allah ’tan bağışlama istemek, semâları açan bir anahtardır. İnsanlar günahlarını vazgeçip Cenâb-ı Hak ile aralarını düzelttiğinde, gök kapıları açılarak her türlü rahmet yağmaya başlayacaktır.

Bir defâsında Hasan-ı Basrî Hazretlerine dört kişi gelerek biri kuraklıktan, diğeri fakirlikten, öteki çocuklarının azlığından, bir başkası da tarlasının verimsizliğinden şikâyet etmişti. Büyük velî, onların her birine istiğfârı tavsiye etti. Yanındakiler:

“–Efendim, bu insanların tasalari değişik değişik olmasına karşın, siz hepsine aynı şeyi tavsiye ettiniz?!” dediler.

Hasan-ı Basrî Hazretleri de onlara Hz. Ömer gibi Nûh sûresinin 10-12. âyet-i kerimelerini okuyarak yanıt verdi. Aynî, Umdetü ’l-Kârî, XXII, 277; İbni Hacer, Fethü ’l-Bârî, XI, 98

Altıncı hadisimizde insanların, istiğfâr ettikleri zamanca ilâhî azâba mâruz kalmayacakları ifade edilmektedir. Zira istiğfâr, onlar için dünyevî eziyetlere siper olduğu gibi uhrevî cefatan da kurtuluş vesîlesidir. İlâhî bir eman ve emniyettir.

TÖVBE EDENLERE VADEDİLEN MÜJDE

Yedinci hadisimizde kıyâmet günü amel defterinde çokça istiğfâr bulan kimseler müjdelenmekte, “Onlara ne mutlu!” denilmektedir.

Öyleyse ihlâs ve samîmiyetle istiğfâra devam etmeliyiz. Ancak istiğfâr dilde kalırsa kıyâmet günü amel defterinde görünmeyebilir. Bu nedenle istiğfara kalp ve gönlün iştiraki koşuldur.

Sekizinci hadisimizde Allah Resûlü, dua ve tövbenin her nev ’ini içine alan bir istiğfâr öğretmektedir. Ehemmiyetine binâen de onu “Seyyidü ’l-İstiğfâr: İstiğfârların efendisi, en üstünü” diye isimlendirmektedir. Bu istiğfârı dilimize vird edinerek her gün okumamız, dünya ve âhiretimiz için büyük bir bereket vesîlesidir. Ezelde Allah ’a verdiğimiz söz ve ahdin, her gün yenilenmesidir. Dolayısıyla böylesine faziletli dua ve istiğfarları, ecdâdımızın yaptığı gibi, camilerde namazlardan sonra okuyarak herkesin ezberlemesini sağlamak, ne hoş bir hayır olur. Hâlkımız başlarındaki dinî önderlerin bu cins yönlendirmelerine yoksul gidişattadır.

SEYYİDÜ ’L İSTİĞFAR DUASI

Resûl-i Erkem Efendimiz, istiğfârın en hoş şeklini beyan sadedinde emretmişlerdir ki:

“İstiğfârın efendisi ve en üstünü şöyle demendir:

«Allâh ’ım! Sen benim Rabbimsin. Sen ’den başka ibadete lâyık hiçbir ilâh yoktur. Beni Sen yarattın. Ben Sen ’in kulunum. Ezelde Sana verdiğim sözümde ve vaadimde hâlâ eforum yettiğince durmaktayım. İşlediğim yanılgıların şerrinden Sana sığınırım. Bana lûtfettiğin nîmetleri yüce huzûrunda minnetle anar, günahımı îtirâf ederim. Beni bağışla, kuşku yok ki günahları Sen ’den başka bağışlayacak kimse yoktur.»”

Allah Resûlü, sözlerine şöyle devam etmişlerdir:

“Her kim, bu Seyyidü ’l-İstiğfâr ’ı sevâbına ve fazîletine tam kalbiyle inanarak gündüz okur da o gün akşam olmadan can verirse, o Cennet ehlindendir. Yine her kim, sevâbına ve fazîletine gönülden inanarak gece okur da sabah olmadan can verirse, o kişi de Cennet ehlindendir.” Buhârî, Deavât, 2, 16; Ebû Dâvûd, Edeb, 100-101; Nesâî, İstiâze, 57/5519; Tirmizî, Deavât, 15/3393

Şunu da andırdıralım ki, insan tövbe ve istiğfâra istinaden günah işleme gafletinde bulunmamalıdır. Bu tamamen şeytanın kandırmasıdır. “Allah bağışlar!” diye günaha giren kimse, ondan kurtulamayıp daha ileri gidebilir. Veya tövbe etmeye vakit bulamadan tövbelerin kabul edilmediği vefat ânıyla surat surata gelebilir.

Yüce Rabbimiz bizi şöyle îkaz eder:

“…Bilin ki, Allah ’ın verdiği söz gerçektir. Sakın dünya hayatı sizi kandırmasın ve şeytan, Allah ’ın bağışlamasına güvendirmek sûretiyle sizi aldatmasın.” Lokmân 31/33. Ayrıca bkz. Fâtır 35/5

Şu bir gerçektir ki, günah olan bir tutumu hiç yapmamak, affedilmekten daha üstündür. Günahkâr bir insan tövbe edip affedilse bile, çok şeyler kaybeder. Mevlânâ Hazretleri bunu ne hoş ifade eder:

“Evet, bağışlama vardır. Lâkin hırsız affedilse bile, canını kurtardığı için sevinir. Yoksa vezîr veya hazîne emîni olmak hırsız için muhtemel müdür?” Mesnevî, c. V, beyt no: 3153-3154

Kaynak: Dr. Murat Kaya, Efendimiz ’den Hayat Miktarlari, Erkam Yayınları

İslama Doğru

Yorum yapın