Sadaka Vermenin Önemi Nedir?

Sadaka ihlâs ve samîmiyetle, sırf Allah rızâsı için verilmelidir. Gösteriş yapmak ve dünyevî kasıtlar için yapılan infâklar boşa gider ve insana bir fayda sağlamaz.

Rasûlullah Efendimiz sadaka ve infâkın geniş ve şümûllü olan mânevî bereketini anlatarak şöyle emretmişlerdir:

“Allah bir lokma ekmek, bir avuç hurma ve fukaranın yararlanacağı buna eş bir şey vesîlesiyle üç kişiyi Cennet ’ine koyar:

1 Evin sahibi ve onun sadakanın verilmesini buyuran kişi,

2 Verilecek şeyi hazırlayan evin hanımı,

3 Sadakayı fukaranın eline veren hizmetçi.”

Bunları ifade ettikten sonra Rasûlullah sözlerini şöyle bitirmişlerdir:

“Hiçbirimizi unutmayan Allah Teâlâ ’ya hamd olsun!” Heysemî, III, 112

Diğer taraftan sadaka, dünyevî ve uhrevî pek çok kasveti defeder. Bunların bir kısmını Allah Rasûlü şöyle haber verirler:

“Suyun ateşi söndürdüğü gibi sadaka da günahın azâbını söndürür.” Tirmizî, Îmân, 8/2616. Ayrıca bkz. İbn-i Mâce, Fiten, 12

“Sadaka, Rabb ’in öfkesini söndürür ve kişiyi makûs vefattan uzaklaştırır.” Tirmizî, Zekât, 28/664

“Müslümanın verdiği sadaka, ömrünü uzatır bereketlendirir, makûs vefatı önler ve Allah Teâlâ onunla kibri, fakirliği ve övünmeyi giderir.” Heysemî, III, 110

“Sadaka vermekte ivedi edin! Zira belâ, sadakanın önüne geçemez.” Heysemî, III, 110

“İnsanlar arasında karar verilinceye kadar, herkes sadakasının gölgesinde olacaktır.”

Bu son hadîsi bize nakleden râvîlerden biri olan Ebû ’l-Hayr, her gün mutlakâ bir sadaka vermeye gayret ederdi. Verdiği şey bir kek, bir soğan ve eşi şeyler olsa bile… Ahmed, IV, 147-8; Heysemî, III, 110

Peygamber Efendimiz ’in haber verdiğine göre bir grup insan Hazret-i Îsâ ’nın yanına uğramıştı. Onlar böldüktan sonra Îsâ yanındakilere:

“–Bunlardan biri, Allah dilerse bugün can verecek!” emretti.

Akşam olunca, o insanlar sırtlarında odun demetleriyle tekerrür Hazret-i Îsâ ’nın yanına geldiler. Îsâ:

“–Odunları yere vazgeçin!” emretti. Sonra o gün öleceğini söylediği kişiye:

“–Odun demetini çöz!” emretti. O zât demeti çözdüğünde, içinden siyah bir yılan çıktı. Hazret-i Îsâ:

“–Bugün hangi sâlih ameli işledin?” diye sordu. O kişi:

“–Bugün herhangi bir sâlih amel işlemedim!” dedi. Îsâ:

“–İyi düşün, ne yapmıştın?” emretti. Bu sefer o zât:

“–Bir amel işlemedim, fakat elimde bir ekmek parçası vardı. O esnâda yanıma bir fukara gelip bir şeyler istedi. Ben de ekmeğin bir kısmını ona verdim.” dedi.

Bu yanıt üzerine Hazret-i Îsâ:

“–İşte bu sâyede belâ senden uzaklaştırılmış!” emretti. Heysemî, III, 109-110; Ahmed, Zühd, I, 96

ALLAH YOLUNDA İNFÂK

Mevlânâ Hazretleri, mülkü Allah yolunda tüketmenin bereketini ne hoş îzah eder:

“Mülk, sadaka vermekle hiç eksilmez. Bilâkis hayırlarda bulunmak, mülkü kaybolmaktan, zâyî olmaktan korur! Verdiğin zekât, kesene bekçilik yapar, onu korur. Kıldığın namaz da sana çobanlık eder, seni makûsluklardan ve kurtlardan kurtarır.

Ekin ekenin ambarı boşalır, lâkin hasat vakti gelince, saçtığı tohumlara karşılık kaç mislini geri alır! Boşalttığı bir ambara mukâbil, kaç ambar dolusunu iâde alır!.. Fakat buğday, yerinde kullanılmaz da ambarda saklanırsa, bitlere, ufak kurtlara, farelere yem olur. Bunlar onu tamamıyla mahvederler.”

İnfak, sadaka ve Allah yolunda hizmet ve gayretin ehemmiyetini bildiren şu kıssa çok ibretlidir:

Beşîr bin Hasâsiyye -radıyallâhu anh- şöyle anlatır:

Nebiyy-i Ekrem Efendimiz ’e bey ’at etmek için geldim. Bana, Allah ’tan başka ilâh olmadığına ve Hazret-i Muhammed ’in de O ’nun kulu ve Rasûlü olduğuna şehâdet etmemi, namaz kılmamı, zekât vermemi, İslâm üzere haccetmemi, Ramazan orucunu yakalamamı ve Allah yolunda cihâd etmemi koşul koştu.

Ben şöyle dedim:

“–Ey Allâh ’ın Rasûlü! Vallâhi bunlardan ikisine eforum yetmez. Onlar da cihâd ve sadakadır. Müslümanlar, cepheden kaçan kimsenin Allâh ’ın gazabına uğramış olarak döneceğini söylüyorlar. Ben ise cihâd alanına varınca, nefsimin fobiye kapılıp ölmeyi istememesinden endişe ediyorum. Sadakaya gelince, vallâhi benim ufak bir koyun sürüsü ve on deveden başka bir şeyim yoktur. Onlar da âilemin maîşet kaynağı ve binek hayvanlarıdır.”

Rasûlullah -sallâllâhu aleyhi ve sellem- elini yumdu, salladı ve şöyle emretti:

“–Cihâd Allah yolunda hizmet yok, sadaka yok, peki ne ile Cennet ’e gireceksin?!”

Ben hemen:

“–Yâ Rasûlâllah, Sana bey ’at ediyorum!” dedim ve koştuğu tam koşullar üzerine bey ’at ettim. Ahmed, V, 224; Hâkim, II, 89/2421; Beyhakî, Şuab, V, 8; Heysemî, I, 42

SADAKA VERMENİN NEZAKETİ

Zekât ve sadaka verirken ahlaka riâyet etmek çok mühimdir. Bilhassa veren, alana teşekkür hissiyâtı içinde olmalıdır. Zira onu farz olan bir borçtan kurtarıp nice yararlara nâil eylemektedir.

Zekât veya sadaka verirken en azından mülkün orta hallisinden verilmelidir. Bize verildiğinde almak istemeyeceğimiz bir şeyi başkasına sadaka olarak vermemeliyiz.

Yine, başa kakmak ve incitmek sûretiyle sadakaları boşa çıkarmamak gerekir. Zira Cenâb-ı Hak, bu çirkin tutumu kat ’î sûrette menetmektedir.

Yoksula bir şey verdikten sonra bundan dönüp verilen şeyi geri istemek de doğru değildir. Bu tutum, son derece çirkin görülmüştür.

Zekât, sadaka ve hayır işlerinde dikkat edilecek mühim hususlardan biri de, gizliliğe riâyettir. Zira sarihtan verilen sadaka, alan kimsenin hayâ duygularını zayıflatır, zamanla alışkanlık hâline dönüşünce de çalışma gayret ve isteğini ortadan kaldırır. Bunun yanında, veren kişinin de şeref, kibir, ucub kendini sevme gibi makûs mizaçlara düşmesine yol açar.

Sadakayı ihlâs ve samîmiyetle, sırf Allah rızâsı için vermelidir. Gösteriş yapmak ve dünyevî kasıtlar için yapılan infaklar boşa gider ve insana bir fayda sağlamaz.

Âyet-i kerîmede şöyle emredilir:

“Tekerrür savaşmak için bir tarafa çekilme veya diğer bölüğe erişip mevzi yakalama vaziyeti dışında, kim öyle bir günde, onlara kâfirlere arka çevirirse belli ki o, Allâh ’ın gazabına uğramış olarak döner. Onun yeri de Cehennem ’dir. Orası, varılacak ne makûs yerdir!” el-Enfâl, 16

Kaynak: Osman Nûri Topbaş, Hak Din İslâm, Erkam Yayınları

İslama Doğru

Yorum yapın