Oruçta Sadece Kazâyı Gerektiren Durumlar

Oruç yasaklarının başında yeme ve içme geldiğini, oruçlunun isteyerek yiyip içmesinin kazâ ve kefâreti gerektirdiğini öğreniyoruz. Buna ilâve olarak Hanefî fakihleri, beslenme emeli ve anlamı taşımayan ve esasen yenilip içilmesi mûtat sıradan, alışılmış olmadığı gibi insan tabiatının meyletmediği şeylerin yenilip içilmesi gidişatında da orucun bozulacağını, fakat bunun kefâreti gerektirmeyeceğini söylemişlerdir. Ham pirinç, ham hamur, un, çiğ meyve yemek veya fındık, badem ve cevizi kabuğuyla yutmak böyledir. Bunlar besin maddesi olmakla beraber, bunların bu biçimde yenilmesi sıradan değildir ve hem de bunlar bu halleriyle insanın iştah dinleyeceği ve yemek isteyeceği şeyler değildir. Fakihler, şehvetin sıradan cinsel birleşme dışında tatmin edilmesinin de aynı kapsamda değerlendirileceğini belirtmişlerdir.

Fakihler ağza giren yağmur, kar veya doluyu isteyerek yutmayı, su içme kapsamında değerlendirerek orucu bozacağını; fakat, şahsın maksadı olmaksızın boğaza inen yağmur, kar ve dolunun orucu bozmayacağını söylemişlerdir.

Kusma, isteyerek yapılmadığı gidişatlarda orucu bozmaz. İsteyerek yapıldığında ise, yalnızca ağız dolusu olması halinde bozar.

Baştan beri ortaya koymaya çalışılan oruç yakalama mizahı ve orucun anlam ve emeliyle pek bağdaşmayan mümkün tam tutumları ve vakaları tek tek sıralamak muhtemel olmadığı için bu mevzuda şöyle bir açıklama getirmek doğru olur: Orucun anlamı, Allah rızâsı için, gerek beslenme gerekse tat ve sevinç alma maksat ve hevesi kapsayan yiyip içme ve cinsel ilişkiden uzak durmak, özetle nefsi iştah ve şehvet dinlediği şeylerden yoksun etmektir. Bu yasağın ihlâli sayılan her tutum orucun mâna ve niyetine terstir Yeme, içme ve cinsel ilişki sayılan her tutum orucu bozar, kazâ edilmesini gerektirir. Maksatlı olarak yapılırsa hem kazâ hem kefâret gerekir.

Bayılma ve çıldırmanın orucu bozan şeylerden sayılması, esasen oruç yasaklarının ihlâli ile alakalı olmayıp, tam mükellefiyetlerde ön koşul olan şuurluluk halinin geçici veya kesintisiz olarak yitirilmesi ile alakalıdır. Bu halin kapladığı günlerin kazâ edilmesinin istenmeyişi de aynı nedene bağlıdır.

Unutarak bir şey yemek ve içmekle oruç bozulmaz. Peygamberimiz oruçlu olduğunu unutarak yiyip içenlerin oruca devam etmelerini, onları Allah’ın yedirip içirdiğini söylemiştir Buhârî, “Savm”, 26; Müslim, “Sıyâm”, 17. Fakat yanlışlıkla kusur yiyip içmek bundan değişik olup Hanefîler’e göre orucu bozar. Meselâ; bir kimse oruçlu olduğunun farkında olduğu halde maksatsız olarak yanlışlıkla bir şey yese veya içse, diyelim ki abdest alırken ağzına aldığı sudan yutsa veya denizde yüzerken su yutsa orucu bozulur ve kazâ lâzım gelir.

Şâfiîler orucu bozma maksadı bulunmadığı için yanlışlıkla bir şey yiyip içmenin orucu bozmayacağını söylerken, Mâlikîler orucun anlamının imsak ortadan kalkmış olduğu bahanesiyle, ister unutma isterse yanlışlık neticeyi olsun, bir şey yiyip içmekle orucun bozulacağını söylemişlerdir.

Sabah süresinin girip girmediği mevzusunda kuşkusu bulunan kimse yiyip içmeye devam ederken o esnada ikinci fecrin doğmuş olduğu ortaya çıksa oruç bozulur ve kazâ etmesi gerekir, kefâret gerekmez. Aynı biçimde güneşin battığını varsayarak iftar ederken güneşin henüz batmadığı anlaşılsa yeniden kazâ gerekir. Hanefî mezhebinde ağırlıklı görüş böyledir. Ancak, bu vaziyette kefaretin gerekeceğini söyleyenler de vardır. Çünkü birey, her iki vaziyette da zannı ile hareket etmiş ve yanıldığı ortaya çıkmış ise de zanların kuvvet derecesi aynı değildir. Birinci vaziyetteki zan eforludur; zira aslolan gecenin devam ediyor olmasıdır. İkinci vaziyetteki zan ise, bunun tersine cılızdır; zira aslolan gündüzün devam ediyor olmasıdır. Bu bakımdan güneşin batıp batmadığından kuşku eden kimse hemen iftar etmemeli, vaziyetin netleşmesini beklemelidir. İmsak ve iftar sürelerini gösteren bir takvim ve saatin bulunmadığı gidişatlarda birey, kendi bilgi ve deneyimiyle ictihad ederek ona göre davranır.

Unutarak yiyip içtikten sonra orucunun bozulmuş olduğu zannıyla veya gece niyet etemeyip gündüz niyet ettikten sonra, gündüz yapılan bu amacın hedef sayılmayacağı zannıyla günün geri kalan kısmında öğrenerek bir şey yiyip içmek veya cinsel ilişkide bulunmak orucu bozar.

Orucu bozacak fakat kefâreti de gerektirmeyecek bir tutumdan sonra, şahsın yiyip içmeye başlaması halinde, kural olarak kefâretin gerekmeyeceği belirtilmişse de, burada aslolan şahsın oruç yakalama veya bozma mevzusundaki hakikat gayeyidir. Amellerin hedeflere göre olduğu biçimindeki genel dinî prensibin anlamı da budur.

Bir şey yiyor veya içiyorken imsak süresinin girdiğini kavrayan kimse şipşak yemeyi ve içmeyi vazgeçmelidir. Dahi dahi yemeye veya içmeye devam etmesi halinde Hanefî imamlara göre bu şahsa kefâret gerekir.

KAYNAK: Diyanet İşleri Başkanlığı, İlmihal-1, İman ve İmanlar, 2013, Ankara

İslama Doğru

Yorum yapın