“Lâ İlâhe İllallâhül Melikül Hakkul Mübîn Muhammedün Rasulullahi Sadikul Vadil Emin” Anlamı ve Okunuşu

“Lâ ilâhe illallâhül melikül hakkul mübîn.” ve “Muhammedşan rasulullahi sadikul vadil emin.” ne demek? Anlamı, okunuşu ve erdemi…

Lâ ilâhe illallâhül melikül hakkul mübîn

Okunuşu: “Lâ ilâhe illallâhül melikül hakkul mübîn”

Anlamı: “Tam saltanat ve hükümranlık kendisinin olan Melik ve aşikar yegâne aslın ta kendisi olan Allah ’tan başka hiçbir ilâh yoktur.”

Muhammedşan rasulullahi sadikul vadil emin

Okunuşu: “Muhammedşan rasulullahi sadikul vadil emin”

Anlamı: Muhammed  -sallâllâhu aleyhi ve sellem- Allah Teâlâ ’nın, taahhüdünde sâdık ve emin bir Rasûlüdür.

Erdemi

Kelime-i tevhîd, Allah ’tan başka ibâdete lâyık hiçbir varlığın olmadığını bülten etmektir. Bir anlamda fâniliğin içine girmek ve asılda “Bâkî” olanın ancak Allah olduğunun şuur ve idrâkine ermektir.

Ebû Hüreyre -radıyallâhu anh- ’tan rivâyet edildiğine göre Allah Rasûlü  -sallâllâhu aleyhi ve sellem- ashâb-ı kirâma hitâben:

“–Îmânınızı yenileyiniz!” emretti.

Ashâb-ı kirâm:

“–Ey Allâh ’ın Rasûlü, îmânımızı nasıl yenileyelim?” diye sordular.

Rasûlullah  -sallâllâhu aleyhi ve sellem- de:

“–«Lâ ilâhe illallâh» lafını çokça söyleyiniz!” yanıtını verdi. Ahmed, II, 359; Hâkim, IV, 285/7657

Kelime-i tevhîd, yalnızca lafızda kalmamalı, kesinlikle kalpte yer etmelidir. Vahdâniyyet-i ilâhiyye, engin bir tefekkür ve şuurla gönle bütün bir biçimde işlemelidir. Tevhîd inancı, beceriksiz telâkkîlerle bir yara almamalıdır. Çünkü kalp, nefsâniyetin işgaline mâruz kalırsa, tevhîd kavrayışı da yaralanacaktır. Bu haysiyetle kalbin, nefsin şirretinden ve hoyratlığından korunması gerekiyor.

Seherde çekilen kelime-i tevhîdlerin mânâ ve muhtevâsının gündüzlere de intikâl etmesi lâzımdır. Gündüz ne kadar “Lâ ilâhe”nin mânâsıyla yoğrulup mâsiyetten uzaklaşabiliyor ve “İllallâh”ın muhtevâsına girip Cenâb-ı Hak ’la beraberliği temin edebiliyoruz? “Muhammedşan Rasûlullâh”ın hakkını verme ismine, Efendimiz ’i ne kadar misal alabiliyoruz? İşte kelime-i tevhîdlerimiz, gönlümüzde böyle telkinlere vesîle olabilmelidir.

Cenâb-ı Hak, kelime-i tevhîdi yaşamamızı, Zât-ı ulûhiyetini hoşlanmamızı istiyor. Bunun için de “Lâ ilâhe” diyerek, özellikle kalpte putlaşmaya başlayan her ne var ise yalanlamak ve kalbi onlardan tamıyla boşaltmak gerekiyor. Çünkü Rabbimiz, nefsimizin veya başkalarının putperesti olmaktan, başka bir deyişle zâhir ve bâtın tam putperestliklerden sıyrılmamızı istiyor. “İllallâh” diyerek de kalbin yalnız Cenâb-ı Hakk ’a tahsîs edilmesi gerektiğini bizlere anımsatıyor.

Kelime-i tevhîdi kâmil mânâda yaşayabilmenin sonucu, Rabbimizin cemâl sıfatlarının üzerimizde tecellî etmesidir.

Meselâ “er-Rahmân” adı bizde tecellî edecek olursa, acımamız âmm/umûmî ve şâmil/abluka etici olur. Başka Bir Deyişle Hâlık ’ın nazarıyla mahlûkâta bakış stili kazanır ve şefkatimizi yalnız kendimize ve yakınlarımıza değil tam yaratılmışlara karşı göstermiş oluruz.

“el-Afüv” sıfatı tecellî ederse, Allâh ’ın kullarının bize karşı işlemiş oldukları hata ve yanılgılarını basitçe bağışlamak muhtemel hâle kazanç. Îmân edenlere karşı gönlümüzde bir kin ve intikam duygusuna yer kalmaz.

“el-Vedûd” adı tecellî ederse, müseccel Allah düşmanları hariç, herkese ve her şeye karşı derin bir muhabbet besleriz.

Hülâsa seherde başlayan tevhîdin rûhâniyeti evvel gönüllerimizi ve sonra da gece ve gündüzümüzü ihâta ederse, son soluğumuz, yâni dünyadaki her şeye büyük vedâ, kelîme-i tevhîdin rûhâniyeti ile -inşâallâh- bir şeb-i arûsa dönüşür.

Kaynak: Osman Nûri Topbaş, Hak Yolcusu, Erkam Yayınları

İslama Doğru

Yorum yapın