İki Cihanda Nasıl Selamet ve Huzur Buluruz?

İki kâinatın selamet ve huzuru, Hak ’tan ve yaptığından razı olup, rızası yolunda bir hayat sürmekten ibarettir.

Görebildiğimiz bu cihanda iki büyük nizama şâhidiz. Birincisi dışımızdaki kâinat ki Yüce Yaratıcı görünür görünmez tam cihanlarda her şeyi eksiksiz, kusursuz, zâtına lâyık bir nizam ve kumpas içinde yaratmış, özellikle insanın da bu ilâhî nizamı tekerrür tekerrür okumasını buyurmuştur. “O Allah yedi göğü katman katman yaratandır. Rahmanın yaratışında hiçbir uyumsuzluk göremezsin. Bir kere daha bak! Hiçbir çatlak ve kumpassizlik görüyor musun?” Mal, 3 emrediliyor.

İNSAN HOŞTUR

Öteki taraftan, tam kâinatların özü zübde-i evren olarak ifâde edilen insan da ahsen-i takvîm / yaratılışın en hoş biçimiyle vücûd bulmuştur. İnsan cismiyle en hoş, ruhu ciheti ile en mükerrem bir varlıktır. “Allah, yeryüzünü sizin için karar kılma yaşanacak bir alan kılan, göğü de bina eyleyen, size biçimlerinizi de hoş kılan ve sizi pak şeylerle rızıklandırandır. İşte Rabbiniz Allah… Kâinatların Rabbi Allah ne yücedir.” Mü ’min, 64

İnsanın yaratılış hikmeti ise bu ilâhî nizam içinde, Hak elçileri vasıtası ile kendisine bildirilen ilahi hudûd ve hukuk çerçevesinde kulluğunu reelleştirmektir. İnsan hem kendi fıtratının dışına çıkmayacak hem de kendi dışındaki ilâhî nizama müdahale etmeyecektir. Tam peygamberler insanın kendi yaratılış hoşluklarından kopup, cemiyet kumpasının da bozulduğu zamanlarda gelmiş ve insanı aslî fıtratına döndürmüştür. Kimi, iktisâdî, kimi âilevî, kimi akidevî, kimi hukukî sapmaları yine aslî hüviyetine iade etmişlerdir.

Nebiler silsilesinin son halkası, din nimetinin kendisi ile bitirilip kemâle eriştiği Sevgili Peygamberimiz sallallâhu aleyhi ve sellem de Yüce Yaratıcının seçip râzı olduğu tam hoşlukları bizzat yaşayarak insanlığa şartname için sevk edilmiş, teşriflerinden evvel, yeniden insan tarafından bozulmuş nice dengeler, O rahmet Peygamberi vâsıtası ile aslî dâiresine dönmüştür.

Câhiliyye Arapları, ayın ilahi nizamına müdahale edemeyince, onunla alakalı ahkâmı değiştiriyorlardı. Haram aylar olarak öğrenilen harbin yasak olduğu aylarda, harplerine devam etmek için, o ayı bir ay daha geç kabul etmeleri böyle bir tatbikattı. Tevbe suresi, 37. âyet-i kerimesi: “O nesî bir haram ayı geciktirme adeti olsa olsa küfürde bir aşırılıktır. Kâfirler onuyu afallatılır onu bir sene helâl bir sene haram sayarlar ki, Allah ’ın haram kıldığının sayısına uydursunlar da Allah ’ın haram kıldığını helâl kılsınlar. İşte böylece kendilerine makûs işleri hoş gösterildi. Allah da kâfir olan bir kavmi doğru yola iletmez…” emîri ile ilâhi nizam ve hukuk üzerinde kulların müdahalesinin nasıl bir sapıklık olduğunu beyan etmektedir.

ALLAH ’IN YARATTIĞI İLK GÜNKÜ BİÇİM

Zaman kendi natürel akışına Allah Rasûlü ’nün teşrifiyle kavuştu. Veda Haccında Sevgili Efendimiz sallallâhu aleyhi ve sellem: “İşte şimdi zaman Allah ’ın yarattığı ilk günkü biçimini almış oldu. Bir sene 12 aydır.” emrettiler. Böylece zaman üzerindeki haksızlık ortadan kalktı, senenin ayları üzerinde oynamalar son buldu, aylar ilk yaratılıştaki gibi yerli yerine oturdu ve yaratılıştaki periyoduna girdi.

Allah Rasûlü sallallâhu aleyhi ve sellem insanın, Allah ’ın yarattığı fıtrat üzere, kâinattaki nizamla bir uyumla yaşaması için Hakk ’ın insanoğluna en büyük lütfudur. O ’nun vasıtası ile insanlığa bildirilen son din de, sapasağlam ed-dinü ’l-kayyim bir dindir.

İnsanın yaratılışında hem iyi hem de makûs özellikler vardır. Bunların kendi içinde bir denge ile devamı için ilahi hudud diye ifâde edilen emir ve yasaklar manzumesi öneri edilmiştir. İnsan bu emir ve yasaklar çerçevesinde bir hayatı yaşamayacak olursa hem bizzat kendi vücûd ve ruh dengesi, hem cemiyetindeki değişik dengeler bozulmakta, daha da ötede insanların amelleri suratından karada ve denizde fesat belirmektedir. Tabiattaki ilahi tecelliler değişmekte, alkol ve uyuşturucu gibi alışkanlıklar insandaki en büyük nimetlerden biri olan akli balansı bozarken gayri meşrû ilişkiler, zina nesilleri ifsad etmekte, cinayetler hayat nizamını, hırsızlık gibi meşrû olmayan hasılat yolları tam iktisadi balansları alt üst etmektedir.

Hâlbuki insan cinsinin, başta kendi fıtrî özellikleri olmak üzere hayvanatın ve nebatatın yaratılış yasalarına müdahalesi bizzat Peygamberimiz tarafından yasaklanmıştır. Sıhhî ve tabiî bir gereksinim yokken sırf daha bir hoşluk olsun diye beden üzerinde yapılan ameliyeler, fıtratı bozmak küllî irâde ile çatışmak olarak kabul edilmiş ve men edilmiştir. Hadis kaynaklarında bu hususta sarih nebevî beyanlar bulunmaktadır.

İbn-i Mesut radıyallahu anh‘den nakledildiğine göre kendisi: “Vurma yapan, yaptıran, suratının tüylerini yolan, hoş görünsün diye dişlerini seyrekleştiren, Allah ’ın yarattığını bozan bayanlara Allah lânet etsin” demişti. Bu rivayeti duyan bir kadının İbn-i Mesut ’u fazla gitmekle suçlaması üzerine o aziz sahabi şöyle mukabelede bulundu: “Peygamber ’in lânet ettiği kimseye niye lânet etmeyecekmişim? Peygamberi izlemek Allah ’ın kitabında buyrulmuştur. Allah Teâlâ: ‘Peygamber size ne verirse onu alın, sizi nehyettiğinden de uzak durun. ’ Haşr, 7 emretti” demişti. Riyazu ’s-Salihin Terceme ve Şerhi, Erkam Yayınları, c. 7, s. 120

İNSANIN HOŞLUK MÜNAKAŞASI

Günümüzde, hoşluk ismine insanoğlunun sınamayacağı yol, yapamayacağı bir masraf hemen hemen yok gibidir. İnsanoğlu kendi hoşluk miktarlarını tesis ederek, her şeyi en hoş yaratan Rabbimizin ilâhi hoşlukları ile sanki bir kavgaya alevlenmiştir. İnsan cüz ’î irâdesi ile küllî istemin kendisi için seçip râzı olduğu hoşlukların sır ve hikmetlerini çözerek huzurlu bir hayat yaşamak yerine nefsani eğilimlerinin peşinde koşmayı ve fıtrat dışına çıkmayı seçim ediyor.

Fıtrat, insan olarak yaratılmanın tabiî gerekleri ve tam din ve şeriatların ortaklaşa benimsedikleri kıymetleri içine alan şümullü bir mefhumdur. Rasûlullah Efendimiz sallallâhu aleyhi ve sellem ashabını pakliğe, nizamlı olmaya teşvik eder, insanları rahatsız edecek her türlü dağınıklık ve görüntüden de nehyederdi. Şöyle emrederlerdi: “Peygamberlerin sünneti fıtrat beştir. Sünnet olmak, kasıkları traş etmek, tırnakları kesmek, koltuk altını arınmak ve bıyıkları kırpmak.” Buhari, Libas

İki kâinatın selamet ve huzuru, Hak ’tan ve yaptığından razı olup, rızası yolunda bir hayat sürmekten ibarettir.

Dû evrende bulmak istersen necât/Ravza-i pâk-i Resûle ver salât. Yusuf Sâmî Efendi

Kaynak: Abdullah Sert, Altınoluk Dergisi, Sayı: 439

İslama Doğru

EBEDİ SAADET İSTERSEN