Ayet ve Hadislere Göre Oruçlu Kişi

Ayet ve hadislere göre orucun şahsa kazandırdığı özellikler anlatılıyor.

Orucun, oruçluya kazandırdığı özellikler ile alakalı ayet ve hadisler.

AYETLERDE ORUÇ

“Ey iman edenler! Oruç, sizden evvelki ümmetlere farz kılındığı gibi size de farz kılındı. Umulur ki korunursunuz. Size farz kılınan oruç, rakamlı günlerdedir. Sizden her kim hasta yahut yolcu olursa, yakalayamadığı günler kadar öbür günlerde meblağ. İhtiyarlık veya iyileşme umudu kalmamış hastalık gibi aralıksız mâzereti olup da oruç yakalamaya eforu yetmeyenlere bir fukara doyumu kadar fidye gerekir. Bununla birlikte kim gönüllü olarak fidyeyi çoğaldırırsa, bu kendisi için daha iyidir. Şayet öğrenirseniz eforluğuna karşın oruç tutmanız sizin için daha hayırlıdır.

Ramazan ayı, insanlara yol gösterici, doğrunun ve doğruyu çarpıktan ayırmanın sarih kanıtları olarak Kur’an’ın indirildiği aydır. Öyle ise, sizden ramazan ayına erişenler algı edenler onda oruç yakalasın. Kim o anda hasta veya yolcu olursa yakalayamadığı günler rakamınca başka günlerde kazâ etsin. Allah sizin için basitlik diler, zorluk istemez. Tam bunlar, rakamı tamamlamanız ve size doğru yolu göstermesine karşılık, Allah’ı tazim etkeniz, şükretmeniz içindir.” Bakara sûresi 2, 183-185

Oruç, dinimizin temel temellerinden biridir. O reelinde biçim ve süresi değişik de olsa, geçmiş ümmetlere de buyrulmuş bir imandır. Kazandırdığı bir hayli verime karşın, insan nefsine ağır gelen ilâhî bir emirdir. Bu nedenle olmalıdır ki, evvel imanların en hafifi namaz, sonra orta zorlukta olan zekât, daha sonra da belki en güçü olan oruç buyrulmuştur. Böylece mükellefler basitten güçe doğru bir alıştırmaya tâbi yakalanmışlardır. Bir evvelki mevzuda geçen burada da tekerrür gelecek olan İslâm’ın beş temeli ile alakalı hadiste aynı gizeme takip edilmiştir: Şehâdet, namaz, zekât, oruç, hac…

ORUÇ NE ZAMAN FARZ KILINDI?

Oruç, Medine’de hicretten bir buçuk sene sonra şâban ayında farz kılınmıştır. Âyette, bu meşakkatli ve zorlu imanın yalnızca müslümanlara farz kılınmadığı, eskiki ümmetlere de farz kılındığı bildirilmek suretiyle, orucun hem öteden beri uygulanan ilâhî bir kanun olduğu vurgulanmış hem de ümmet-i Muhammed’in yanlış bir değerlendirme yapması önlenmiştir. Oruç, lugatta nefsi meylettiği şeylerden alıkoymak başka bir deyişle kendini yakalamak demektir. Dinimizdeki anlamı ise, nefsin muhakkak başlı istekleri olan yeme, içme ve cinsel ilişkiden tam gün kendini yakalamaktır. “Umulur ki korunursunuz” âyeti, oruç sayesinde nefsinize ve şehvetlerinize hâkim olma alışkanlığını elde edip, günahlara karşı kendinizi tutarak takvâya erersiniz, anlamındadır. Orucun kalkan olduğunu bildiren hadis de aynı aslı pekiştirmektedir.

Orucun farz kılınmasının hikmeti, Allah’ın emrine boyun eğmekle, kulluk zevkini tatmak; ruhu, riyâ ve azamet hastalıklarından temizleterek ihlâsı çoğaldırmak ve kendisini Allah’ın gözetmesine teslim etmek için nefis ile mücâdele etmektir.

Hasta veya yolcuya oruç yakalamayıp yeme mevzusunda ruhsat verilmiştir. Bizim yolculuk dediğimiz sefer, reelinde kelime olarak keşif ve açmak anlamındadır. Yolculuk, yolcunun her türlü hal ve ahlâkını alana çıkardığı için ona da sefer denilmiştir. Bu ise, en az üç günlük bir yolculuk demektir.

İhtiyarlık veya iyileşme umudu kalmamış hastalık gibi aralıksız mâzereti olanlar, bir yoksulu sabahlı – akşamlı günde iki öğün  doyuracak kadar bir şeyi fidye olarak verirler. Fidyenin gönül rızâsıyla çoğaldırılması iyidir. Ancak dayanıp oruç yakalamaya çalışmak daha iyidir.

ORUÇ NE ZAMAN YAKALANIR?

Oruç, Ramazan ayında yakalanır. Ramazan ayı, hidâyet rehberimiz Kur’ân-ı Kerîm’in indirilmeye başladığı mübârek  bir aydır. Oruç imanına tahsis edilen rakamlı ve hudutlu günler işte bu kutlu günlerdir. Kim bu günlere sıhhatli ve mukîm olarak ulaşırsa, bu günleri oruçlu geçirmelidir. Hasta veya yolcu olanlar için ramazan dışında öbür günlerde kazâ etme imkânı tanınmıştır. Bunu yapmaları halinde günahkâr olmazlar. Bu da yüce Rabbimiz’in, bizler için basitlik murat ettiğinin bir göstergesidir.

Ayrıca bir nimettir. Ancak mukîm ve sıhhatli olanlar için böylesi bir ruhsat yoktur. Onlar orucu kazâya vazgeçerlerse, farzı terkettikleri için günahkâr olurlar. Allah Teâlâ, orucu farz kılmakla bizleri güçe ve kasvete sokmayı aslâ istemez. Bütün aksine bizler için basitlik murat eder. Oruçla alakalı kararlar bunun böyle olduğunu gösterdiği gibi dinimizdeki emeli de bizleri olgunlaştırmaktır. Yoksa asla sıkı bir idareye tâbi yakalayıp sıkıldırmak değildir [bk. Mâide sûresi 5, 3].

Oruç, hastalık, yolculuk ve ihtiyarlık gibi gidişatlarda iyice güçleşebilir. İşte onun için de kazâ ve fidye basitlikleri getirilmiştir. Edâ ederken de kazâ ederken de rakamın bitirilmesi temeldir. Nitekim bu husus âyette sarihçe belirtilmiştir:”…Tam bunlar, rakamı tamamlamanız ve size doğru yolu göstermesine karşılık, Allah’ı tazim etkeniz, şükretmeniz içindir.

HADİSLERDE ORUÇ

Ebû Hüreyre radıyallahu anh’den dedikodu edildiğine göre Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle emretti:

Aziz ve celîl olan Allah “İnsanın oruç dışında her ameli kendisi içindir. Oruç benim içindir, mükâfatını da ben vereceğim” emretmiştir.

Oruç kalkandır. Biriniz oruç yakaladığı gün makûs söz söylemesin ve müzakere etmesin. Eğer biri kendisine küfreder ya da çatarsa: ‘Ben oruçluyum ’ desin.

Muhammed’in canı kudret elinde olan Allah’a yemin ederim ki, oruçlunun ağız kokusu, Allah katında misk kokusundan daha hoştur.

Oruçlunun hafifleyeceği iki sevinç anı vardır: Birisi, iftar ettiği zaman, ötekiyi de orucunun sevabıyla Rabbine kavuştuğu anımsa.” Buhârî, Savm 9; Müslim, Sıyâm 163

Bu, Buhârî’nin dedikoduyudur. Buhârî’nin bir başka söylentiyi Savm 3 şöyledir: Allah Teâlâ emreder ki: “Oruçlu birey yemesini, içmesini, cinsî hevesini benim rızâm için terkeder. Oruç, doğrudan doğruya benim rızâm için yapılan bir imandır. Her iyiliğin karşılığı on misli sevap olduğu halde, orucun mükâfatını  ben vereceğim.

Müslim’in bir dedikodusuna göre Sıyâm 164 Hz. Peygamber şöyle emretmiştir:

İnsanın her ameline kat kat sevap verilir. Bir iyilik, on mislinden yedi surat misline kadar katlanır. Allah Teâlâ, “Ama oruç başka. O benim içindir, mükâfatını da ben veririm. Oruçlu, şehvetini ve yemesini benim için vazgeçer” emretmiştir.

Oruçlu için iki sevinç  vardır: Biri, iftar ettiği zamanki keyfi; değişiği, Rabbine kavuştuğu zamanki keyfidir. Hiç şüpheniz olmasın ki, oruçlunun ağız kokusu Allah katında misk kokusundan daha hoştur”.

ORUCUN ÖBÜR İMANLARDAN DEĞİŞİK İSTİKAMETLERİ

Farklı söylentileri bir araya getirilmiş olan hadisimiz, orucun öbür imanlardan değişik olan istikametlerini tanımlamaktadır.

Bu güzergahlardan biri orucun sırf Allah rızâsı için yapılan bir iman olması, başka bir deyişle, oruçlu bildirmediği sürece, dışarıdan hiç kimsenin öğrenemeyeceği, riyâ ve azametten uzak  bir iman olmasıdır. Zira orucun öbür imanlar gibi görünür bir biçimi yoktur. Öte yandan, tarihte varlıkları öğrenilen müşriklerin, ilâhlarına yakın olmak için yaptıkları kulluk cinsleri içinde oruç bulunmamaktadır. Başka Bir Deyişle hiçbir putperest oruç tutarak putlara kulluk etmemiştir. Bu güzergahıyla da oruç, sırf Allah için yerine getirilen bir iman cinsidir.

Orucun öbür imanlardan değişik bir başka doğrultuyu da mükâfatının, -evvelden bildirilmiş miktarların çok üstünde- Allah Teâlâ tarafından takdir edilecek olmasıdır.

Her iki özellik de oruç imanının fazilet ve üstünlüğünü kavramamız için yeterlidir.

Ayrıca hadisimizde, oruçlu ile alakalı bir tesbit, bir davranış, bir vâkıa ve bir de müjdeye dikkat çekilmektedir. Söz mevzusu davranış kimseye makûs söylememek ve çatmamak,  kendisine çatan, makûs söyleyen olursa, ona  da zarifçe  “lutfen bana ilişmeyin, ben oruçluyum” diyerek, kendisini oruç kalkanıyla gözetmesidir. Zira oruç, oruçlu için dünyada günahlara, âhirette cehennem azâbına karşı gözetici kalkan konumundadır.

İFTAR KEYFİ

Vâkıa ise şöyle ifade edilebilir: Oruç yakalayan bireyde özellikle uzun yaz günlerinde  açlıktan ileri gelen bir ağız kokusu oluşur. Bu koku, Allah katında, insanlarca en hoş koku diye öğrenilen miskten daha hoştur. Ancak bu hakikat, hiçbir zaman o ağız kokusunun misvak veya fırça kullanmak suretiyle giderilmesine mâni değildir.

İftar  ve Allah’a kavuşma anlarındaki büyük hafifleme ve sevinç… Bu iki haldeki sevinç ve rahatlıktan  birincisi maddî, görünür ve geçici; diğer mânevî ve kesintisizdir. Her ikisi de yalnızca oruçluya aittir.  İftar edildiği zamanki hafifleme, Allah huzurundaki rahatlamanın kesin bir kanıtı olarak zikredilmiş olmaktadır. Oruç yakalayan kimsenin iftar ettiği an hafiflemesi ne kadar hakikat ise, oruçlunun Allah’a kavuştuğu  zamandaki hafiflemesi de o kadar asıldır.

Hadisimiz, oruçluya verilecek sevâbın, dinimizdeki  bir iyiliğe on katından yedi surat misline kadar verilecek sevap ve mükâfat miktarının dışında  ve üstünde, tamamen Allah Teâlâ’nın takdirinde olduğunu patent ve ilân ederken, natürel olarak oruç imanının dinimizdeki müstesna yerini ve son derece üstün faziletini de ortaya koymuş olmaktadır. Orucun fazileti, yüce Rabbimiz’in onu kendisine izâfetle “Benim içindir” emretmesi ve “Mükâfatı da bana aittir” diyerek baki lutuf ve kerem kapısını oruçluya açmış olmasından ileri gelmektedir. Böyle bir teşrif ve övgü her şeyin üstündedir. Bu da hadisimizdeki müjdeyi oluşturmaktadır.

“İnsanın  her ameli kendisi içindir” buyurulmuş olması, oruç dışındaki her imanın, insanın haz alacağı, başkalarından saklayamayacağı hatta belki de göstermek isteyeceği bir tarafı olduğunu tesbit etmektedir. Yalnızca oruçta böyle bir gidişatın bulunmaması onun ne denli saf ve has bir iman olduğunu göstermektedir. Hadisimizin ana tesbiti de budur.

HADİSTEN BİLDİKLERİMİZ

1- Allah Teâlâ’nın, “Mükâfatını ben vereceğim” emrettiği yegâne iman oruçtur.

2- Allah için yapılacak hiçbir fedâkarlık ve amel karşılıksız kalmaz.

3- Oruçlu, günahlara ve cehennem eziyetine karşı zırhlanmış birey demektir. Zira “Oruç kalkandır” buyurulmuştur.

Kaynak: Prof. Dr. M. Yaşar Kandemir, Riyazüs Salihin, Erkam Yayınları

İslama Doğru

Yorum yapın