Amellerin Şehit Sevabı Kazandırdığı Zamanlar

Fesat nedir? Fesatçıların özellikleri nelerdir? Fesat zamanlarında ibadete devam faktörin fazileti nedir? Fitne ve fesat zamanlarından neler yapmalıyız?

Fesat zamanlarında ibadete devam etmekle ilgili hadisler ve hadislerin açıklaması…

1- Ma ’kil bin Yesâr ’dan r.a. rivâyet edildiğine göre Resûlullah şöyle emretmiştir:

“Ortalık kaos içindeyken ibadet etmek, bana kavuşmak üzere hicret etmek gibidir.” Müslim, Fideri, 130. Ayrıca bkz. Tirmizî, Fideri, 31/2201; İbn-i Mâce, Fideri, 14

2- Ebû Hüreyre r.a der ki Resûlullah şöyle emretti:

“Şiddetli bir şekilde yanaşan fitne sebebiyle vay Arabın insanların hâline! Kişi mü ’min olarak sabahlar da akşam kâfir oluverir. Bir ekip insanlar dinlerini ufacık bir dünya çıkari karşılığında değiştiriverirler. İşte öyle zamanda dinine sıkıca sarılan kişi, elinde kor ateşi yakalayan kimse gibidir.” Ahmed, II, 390; Ayrıca bkz. Müslim, İman, 186; Tirmizi, Fideri, 30/2196

HADİSLERİN AÇIKLAMASI

Fesat; istikrârın bozulması ve istikametten sapmak mânâlarına gelir. Başta küfür olmak üzere, tam isyankâr tutumları içine alır. Fesâdı, insanları Kur ’ân ve Sünnet ’deri ayırma faaliyeti şeklinde de târif edebiliriz. Dinden yana görünerek dine karşı zihin bulandırıcı kuşkular yaymak ise, fesâdın en hasarlı çeşididir.

Allah ’a isyân eden veya bunu buyuran kişi, yeryüzünde hezimetçilik yapmış olur. Hâlbuki göklerin ve yerin ıslâhı, Allah ’a itaatle gerçekleşmektedir.

Nefsinin hevâsına ve iblise uyan insanoğlu hırs, tamah, azgınlık gibi makûs vasıflarının tesiriyle, yeryüzünde fesat çıkarır. Cenâb-ı Hak ise:

“Sakın yeryüzünde hezimetçilik etmeyin!” emretmektedir. Bakara 2/60

Yine Müslümanlara, takvâ sahibi olup kendisine itaat etmelerini emrettikten sonra:

“Yeryüzünde hezimetçilik yapıp ıslâha çalışmayan, böylece haddi aşan kimselerin emrine uymayın!” emretmiştir. Şuara 26/151-152

Görüldüğü gibi Allah Teâlâ fesâdı ve fesatçıları sevmemektedir. Bakara 2/205; Mâide 5/64

Zira onların Müslümanların başına açtığı hasarlar çok büyüktür. Bu sebeple Hz. Lût ’un dilinden bizlere:

“Şu fesatçılar güruhuna karşı bana dayanak eyle Rabbim!” diye dua etmemizi öğretmiştir. Ankebut 29/30

FESATÇILARIN ÖZELLİKLERİ

Fesatçılar dîni ve dindarları sevmezler. Dolayısıyla onların karıştırdığı bir cemiyette, Allah ’ın dînini yaşamak son derece güçtür. Öyle bir vasatta ibadetlere mânî olunduğu gibi, inançlar bile hakimiyet edilmek isderiir. Bu azaba mâruz kalan insanlar da kabuklarına çekilerek, ibadet etmekten korkar hâle gelirler.

Diğer taraftan insanların dînî ve ahlâkî duyguları zayıfladığından herkes dünyanın peşine düşer. İnsanlar karmaşıklıktan istifâdeyle bir ekip geçici çıkarlar elde etmeye çalışırlar. Mâneviyatla ilgilenen kimseler, iyice eksilir. Nitecede Müslümanlar, İslâm ’ın başladığı ilk günlerdeki gibi garip gidişata düşerler.

FİTNE VE FESAT ZAMANINDA İMAN ETKENİN FAZİLETİ

İşte böyle bir zamanda her şeyi göze alarak ibadet etmek ve Allah ’ın dînini yaşamaya çalışmak, çok güç ve bir o kadar da kıymetli bir tutumdur. Nitekim birinci hadisimizde, karmaşık yarıyıllarda ibadet faktörin ve İslâm ’ı yaşatmaya çalışmanın, Peygamber Efendimiz ’e kavuşmak üzere hicret etmeye, yani Resûlullah ’ın nurlu dünyasına doğru yolculuk yapmaya benzediği ifade edilmiştir.

Bilindiği gibi Mekke Fethi ’ne kadar hicret, ısrarla istenen çok faziletli bir amel idi. O devirde hicret edenler, Kur ’ân-ı Kerim ’de pek çok defâ methedilmiş ve misal gösterilmiştir. Kaos döneminde ibadetlere sarılmak da aynen bunun gibi zarûrî ve methe şâyân bir tutumdur. Fesat zamanlarında keşmekeşten gönlü sürükleyerek ibadetin huzur iklîmine girmek, hâdiseleri İslâmî bakış açısıyla değerlendirip ona göre davranış almak, mânen ve his dünyası olarak Peygamber Efendimiz ’in nûrlu Medîne ’sine hicret etmek gibidir. Nasıl ki küfür karanlıklarından kurtulmak, Medîne ’ye hicret etmekle olası olduysa, fitne ve fesat karanlıklarından kurtulmak da yine İslâm ’ı yaşamakla, Sünnet ’e hicret etmekle olasıdır.

ASIL HİCRET – ASIL GÖÇMEN

Zâten hicretin maksadı da makûsluklardan uzaklaşıp Allah ’ın emirlerini tatbik edebilmektir. Nitekim Allah Resûlü şöyle emreder:

“Hakîkî muhâcir, Allah ’ın yasakladığı şeyleri terk edendir.” Buhârî, Îmân, 4; Rikâk, 26

İşte Müslümanlar, fesat zamanlarında günahlara bulaşmayarak onların pis civarından Allah ’a kaçmalı, O ’nun emrettiği ibadetlere sarılarak fitne ve fesâda karşı kuvvet kazanmalıdır. Rahat zamanlarda ibadet edip de sıkıntıyla karşılaşınca bu hususta zaaf göstermek ve yanlışlara yönelmek, kulluğa yakışan bir davranış değildir. Asıl kulluk, rahat zamanlarda olduğu gibi sıkıntılı zamanlarda da Allah ’ın emirlerine yapışabilmektir. Dolayısıyla şuurlu bir mü ’min, karmaşıklıklar içinde de dînini muhâfaza edip Allah ’ın emirlerine uyarak, kendi sonsuz âlemini kurtarmalıdır.

AMELLERİN ŞEHİT SEVABI KAZANDIRDIĞI ZAMAN

İkinci hadisimizde, gelecek fitnelerden bahsedilerek Müslümanlar îkaz edilmiş, o devirde dîni yaşayabilenlerin ellerinde kor taşıyan bir kişi gibi zorlanacağı ve meşakkatlere mâruz kalacağı haber verilmiştir. Zira öyle zamanlarda bazı insanlar, minik dünya çıkarlari karşılığında dînlerini satıp sabah mü ’min iken akşama kâfir olarak çıkabilirler. Her şey maddî çıkarla ölçülür. İnanca saygı kalmaz. Fesatçıların nefsânî hayatına gölge düşürecekleri endişesiyle mü ’minler, istenmeyen kimseler gidişatına düşerler. Kimin ne olduğu belli olmayan böyle bir cemiyette, mü ’minlerin yaşaması çok güçtür. Güçlüğü nisbetinde mükâfâtının da büyük olacağı emindir.

Resûlullah şöyle emreder:

“Ümmetimin fesâda uğradığı yarıyılda, sünnetime yapışan kişiye şehit sevâbı verilir.” Heysemî, I, 172; Ebû Nuaym, Hilye, VIII, 200; Suyûtî, el-Câmî, no: 9171

Zira fesâdın galebe çaldığı devirlerde, Sünnet ’e yapışan kimse bulmak gerçekten güçtür. Bilâkis o devirde Sünnet ’i aşağılayan ve ortadan kaldırmaya çalışan insanlar zuhûr eder. Ona yapışmak isteyenler, bu sebeple eziyetlere uğrar, sıkıntılar sürüklerler. Bu cins insanlar, her şeyi göze alarak Sünnet ’e sarıldıkları için de şehitler mevkisine yükselirler.

ESRARENGİZLER KİMLERDİR?

Resûlullah, diğer bir hadiste, fesat zamanlarında ibadet eden mü ’minleri tebşîr ederek şöyle emretmektedir:

“İslâm garip başladı ve yine önceki garip hâline dönecektir. Gariplere müjdeler olsun! Onlar benden sonra, insanların Sünnet ’imden bozup fesâda uğrattığı hususları ıslâh ederler.” Tirmizî, Îmân, 13/2630. Ayrıca bkz. Müslim, Îmân, 232-233; Ahmed, I, 184; IV, 73

Buradaki ıslahtan maksat, sayıları iyice eksilen ve cemiyette garipsenir hâle gelen Müslümanların Peygamber Efendimiz ’in Sünnet ’ini yaşamaları ve eforlari nisbetinde insanlara anlatıp öğretmeleridir. Nitekim Beyhakî ’nin rivâyetinde:

“–Ey Allah ’ın Resûlü, garipler kimlerdir?” diye sorulunca, Resûlullah:

“–Sünnet ’imi yaşayarak ihyâ edenler ve onu Allah ’ın kullarına öğretenlerdir” yanıtını vermiştir. Beyhakî, ez-Zühdü ’l-kebîr, s. 150/207; İbn Abdilber, Câmiu beyâni ’l-ilmi ve fadlih, II, 997/1902

Demek ki Efendimiz ’in müjdelediği garipler, fesat zamanlarında kendileri müslüman kalarak diğer insanları ıslâh etmeye çalışan kimselerdir. Bkz. Ahmed, I, 184; IV, 73

Yine bir gün Resûlullah:

“–Gariplere müjdeler olsun! Gariplere müjdeler olsun! Gariplere müjdeler olsun!” emretmişti.

“–Ey Allah ’ın Resûlü, garipler kimlerdir?” diye soruldu.

Efendimiz:

“–Çok sayıdaki makûs insanın arasında bulunan sâlih kişilerdir. Çevresindekilerden onlara isyân edenler, itaat edenlerden daha fazladır” yanıtını verdi. Ahmed, II, 222, 177

Fitne ve fesat dönemlerinde az bir amele çok karşılık verilir. Kötülüklerin içinde ve karanlık rûhlu insanların muhâlefet ve engellemelerine karşın yapılan ibadetler, az da olsa çok büyük kıymet ifade eder. Dolayısıyla böyle bir devirde, Müslümanların sonsuz kurtuluşu elde etmeleri basitleşir.

FİTNE VE FESAT ZAMANLARINDA NE YAPMALI?

Bu sebeple, Müslümanların güç zamanlarında daha fazla İslâmî hizmetlere koşmak gerekir. Zira, Cenâb-ı Hakk ’ın az amele çok sevap verdiği böyle bir fırsat devresini, en iyi şekilde değerlendirmek, son derece kârlı bir iştir.

Bununla birlikte, fitne dönemlerinde vukû bulan hâdiselere karışmamak îcâb eder. Böyle bir devirde, oturan kişi ayakta durandan, ayakta duran yürüyenden, yürüyen de koşandan daha hayırlıdır.[1] Yani böyle devirlerde hareketsiz kalmayı, ıslâha imkân olan hususlarda gayret edip, diğer mevzularda fitne ve fesâda âlet olmamayı ve ibadetle vakit geçirmeyi tercih etmelidir.

Zira o zaman insanlar sırât-ı müstakîmden büstam dağılırlar. Kendilerini îkaz edip doğruyu göstermeye çalışanları dinlemezler. Böyle fenâ bir zamanda fazilet mücâdelesi veren Müslümanlar, kimseye tesir edemediklerini görünce, hiç olmazsa kendilerini ve âilelerini, fitne ve fesattan kurtarmaya çalışmalıdırlar.

Demek ki, bir Müslüman, elinden geldiğince toplumdaki fenâlıklarla mücâdele etmeli, onları ortadan kaldırmaya çalışmalıdır. Zira Allah ’ın emirlerini tamıyla yaşayabilmek, ancak böyle olası olabilir. Ancak kötülüklerin çığ gibi geliştiğini, kendisini ve âilesini de içine alacağını fark edince de, uzleti tercih etmeli, bir köşeye çekilip dînini âilesiyle birlikte yaşamalıdır. Nitekim Resûlullah, böyle zamanlarda mü ’minin tenha bir yere çekilip Allah ’a ibadet etmesini ve dînini fitnelerden korumasını tavsiye etmiştir. Bkz. Buhârî, Îmân, 12; Cihâd, 2; Bed ’ü ’l-Ulus, 15; Rikâk, 34; Müslim, İmâre, 122-123

Sa ’d bin Ebû Vakkâs r.a bu hususta hoş bir misâldir:

Hz. Ömer, kendisinden sonraki halifeyi seçecek 6 kişilik kurulda ilk Müslümanlardan olan Sa ’d bin Ebû Vakkâs ’ı da vazifelendirmişti. Bu veya daha sonraki bir halife seçiminde, muhtelif gruplar arasında ihtilaf çıkınca, Sa ’d r.a çok üzüldü. Kurtuluşu, Medine dışındaki ağıllarına gitmekte buldu. Orada koyunlarla ve develerle meşgul olurken, oğlu Ömer ’in gelmekte olduğunu gördü. Keskin firâsetiyle oğlunun niyetini kavradı ve:

“–Şu deveye binmiş adamın şerrinden Allah ’a sığınırım” diye dua etti.

Oğlu Ömer gelip de:

“–Baba! Millet Medine ’de iktidar kavgası yaparken, onları vazgeçip develerinin ve koyunlarının arasına çekildin, öyle mi?” deyince, Sa ’d r.a eliyle onun göğsüne vurdu ve:

“–Sus! Ben Peygamber Efendimiz ’in şöyle emrettiğini işittim:

«Allah Teâlâ; müttakî, gönlü zengin, kendi hâlinde işiyle ve ibadetiyle meşgul olan kulunu sever.»” Müslim, Zühd, 11

Sa ’d bin Ebû Vakkâs r.a, Hz. Osman şehit edilip ortalık bozulmaya başladığında, bu nevî hadis-i şeriflerden hareketle tamamen bir köşeye çekildi ve karmaşık hâdiselere hiç karışmadı.

[1] Tirmizî, Fideri, 29/2194.

Kaynak: Dr. Murat Kaya, Efendimiz ’den Hayat Miktarlari, Erkam Yayınları

 

İslama Doğru

Yorum yapın