Alay Etmek Hakkında Âyet ve Hadisler!

Allah katında yegâne üstünlük “takvâ” iledir. Takvâ ise Allâh’ın rızâ ve muhabbetinden mahrum kalma korku ve endişesi içinde, haram ve şüphelilerden titizlikle sakınıp bütün gücüyle sâlih amellere, ibadet ve tâate, Allah yolundaki hizmetlere gayret göstermektir.

Bâyezîd-i Bistâmî Hazretleri buyurur:

“Halka, avâm nazarıyla bakan, yani onları hor ve hakir gören kişi, onlardan nefret eder. Hâlık’ın nazarıyla bakan ise onlara merhamet eder.”1

İMÂNIN İLK MEYVESİ MERHAMET 

Meşhur tâbiriyle; “Yaratan’dan ötürü yaratılanı sevmek” veya “Hâlık’ın şefkat nazarıyla mahlûkâta bakış” hassâsiyeti, kâmil mü’minlerin vazgeçilmez bir şiârıdır. Zira îmânın ilk meyvesi merhamettir.

Cenâb-ı Hak da Peygamber Efendimiz’in yanında bulunan mü’minlerin vasıflarını beyân ederken; “…Onlar birbirlerine karşı son derece merhametlidirler…”2 buyurmaktadır. Dolayısıyla mü’minlere karşı kibirlenmek ve onları hor görmek; gönüldeki merhamet noksanlığının ve vicdânın dumûra uğramış olduğunun en bâriz göstergesidir.

ALLAH’IN KULLARINI KÜÇÜMSEMEK, HADDİNİ BİLMEZLİKTİR

İbâdullâh’ı istihkār, yani Allâh’ın kullarına küçümseme ve tahkir nazarıyla bakmak, en başta kişinin kendi haddini bilmezliğinin bir ifadesidir. Zira insan kendini bilirse, yani var olmak ve hayatını idâme ettirmek için bile dâimâ Rabbinin lûtfuna muhtaç olduğunu lâyıkıyla idrâk edebilirse, acziyetten âdeta ıslak bir kağıda döner. Ne Rabbine, ne de O’nun kudret ve sanatının muhteşem eserleri olan mahlûkâta, büyüklük taslamaya mecâli kalmaz.

Hazret-i Ali (r.a.)’ın ifadesiyle:

“Övünmek Âdemoğlunun neyine ki?! Evveli nutfe, sonu ise cîfedir! Kendi rızkını dahî yaratamadığı gibi, kendini helâkten de kurtaramaz.”

Cenâb-ı Hakk’ın ilâhî kudret ve azameti karşısında acziyet ve hiçliğinin farkında olan bir mü’min; aslâ gurur, kibir ve ucuba meyledemez.

Temiz bir bardakta bulunan saf ve berrak bir suya, bir damla necâset düştüğünde, nasıl ki o su, bütün sâfiyet ve kıymetini kaybederse; Allâh’ın kullarını küçük görerek dolaylı yoldan büyüklenmek de, kulun Hak katındaki değerini yok eder.

İZZET VE ŞEREFİN HEPSİ ALLAH’INDIR!

Âyet-i kerîmede buyrulduğu üzere:

“Her kim izzet ve şeref istiyorsa, bilsin ki, izzet ve şerefin hepsi Allâh’ındır…” (Fâtır, 10)

Dolayısıyla kul; tevâzû, hiçlik ve acziyetinin idrâki içinde, sâlih amellerle Rabbine ne kadar yaklaşabilirse, Hak katında o nisbette izzet kazanır. Mütevâzı kullarını Cenâb-ı Hak yüceltir.

Âyet-i kerîmede buyrulur:

“…Allah katında en değerli olanınız, en çok takvâ sahibi olanınızdır…” (el-Hucurât, 13)

ÜSTÜNLÜK TAKVÂ İLEDİR

Yani Allah katında yegâne üstünlük “takvâ” iledir. Takvâ ise Allâh’ın rızâ ve muhabbetinden mahrum kalma korku ve endişesi içinde, haram ve şüphelilerden titizlikle sakınıp bütün gücüyle sâlih amellere, ibadet ve tâate, Allah yolundaki hizmetlere gayret göstermektir. Yine takvâ; nefsânî arzuları bertaraf etmek, rûhânî istîdatları inkişâf ettirmek ve ilâhî müşâhedenin altında olduğumuzu, kalpte dâimî bir şuur ve idrak hâline getirebilmektir.

Kalplerdeki takvâ duygusunun kimde daha yüksek olduğunu, dolayısıyla kimin daha hayırlı olduğunu ise ancak Allah Teâlâ bilir. Bunun içindir ki Rabbimiz, âyet-i kerîmede şu îkazda bulunur:

“Ey îmân edenler! Bir topluluk diğer bir topluluğu alaya almasın. Belki de onlar, kendilerinden daha hayırlıdır…” (el-Hucurât, 11)

Hazret-i Âişe (r.anhâ) diyor ki:

“(Bir defasında Peygamber Efendimiz’e hitâben:)

«–Ey Allâh’ın Rasûlü! Safiyye’nin kısa boylu oluşu Sana yeter.» diyerek Safiyye’yi küçümsemiştim. Bunun üzerine Rasûlullah (s.a.v.):

«–Ey Âişe! Öyle bir söz söyledin ki, eğer o söz denize karışsa idi, onun suyunu bozardı.» buyurdu.” (Ebû Dâvûd, Edeb, 35/4875; Tirmizî, Kıyâmet, 51)

ALAY EDEN HERKESİN VAY HÂLİNE!

İnsanları küçük görmek; sözle olabileceği gibi, çeşitli hâl ve hareketlerle, kaş-göz işaretleriyle de olabilir. Cenâb-ı Hak bunu da şu ifadeyle yasaklamıştır:

“İnsanları arkasından çekiştirip (gıybetini yapıp) kaş-göz işaretiyle alay eden herkesin vay hâline!” (el-Hümeze, 1)

Rasûlullah (s.a.v.) Efendimiz de şöyle buyurmuştur:

“Allah Teâlâ bana: «Birbirinize karşı öylesine alçakgönüllü olun ki, hiç kimse diğerine karşı haddi aşıp zulmetmesin. Yine hiç kimse, bir başkasına karşı böbürlenip üstünlük taslamasın!» diye vahyetti.” (Müslim, Cennet, 64; Ebû Dâvûd, Edeb, 40)

Dipnotlar: 1) Sehlegî, en-Nûr, s. 109. 2) Bkz. el-Fetih, 29.

Kaynak: Osman Nûri Topbaş, Altınoluk Dergisi, 2015 – Haziran, Sayı: 352

İslam ve İhsan

Yorum yapın